Kadın - başlık

KADIN

EKİM DEVRİMİ VE KADINLAR

Yazar: Semra Demirci

Bundan 100 yıl önce Rus topraklarında insanlık için çok önemli bir adım olan Ekim Devrimi gerçekleşti. İnsanlık, dünya proletaryası , sosyalizm ve Marksizm adına çok büyük kazanımlar elde etti, eşsiz deneyimler biriktirdi ve yeni ufuklar açıldı.

Sovyet iktidarı, yüzlerce yıldır ezilip geri ve cahil bırakılmış kadını unutmadı. Önündeki büyük görevlerden biri olarak görüp, hem siyasal/hukuksal hem de ekonomik alanda kadının erkeklerle eşit bireyler haline gelmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yasalar çıkardı ve bu yasaların hayata geçmesi için çalışmalar başlattı.

O dönemde Rusya’da kadınların durumuna şöyle bakacak olursak... Örneğin halkın yüzde 80’i okuma-yazma bilmiyor ve bu yüzde içinde kadınlar en büyük payı oluşturuyordu. Sadece zengin aile kızları ve kadınları bu olanaklardan yararlanabiliyordu. Devrim sonrası okuma-yazma seferberliği ilan edildi ve kadınların kültürel düzeyinin geliştirilmesi için okullar ve kurslar açıldı. Kadınların bu okullara gidebilmeleri için özel yasalar çıkartıldı. Kadınların çalışma saatlerini kısaltmak, çocukların bakım hizmetini görecek kreşler açmak gibi. Kadınlar bu okullara sadece okuma-yazma öğrenmek için değil, aynı zamanda meslek eğitimi için de gittiler ve ekonomik bağımsızlıklarını elde edip bu sayede iş hayatına atılabildiler. Bu planlama neticesinde 1930’lu yılların sonlarına gelindiğinde okur-yazar olduğu kadar erkeklerle eşit haklarla çalışan kadın sayısında büyük bir artış gerçekleşti.

Yine devrimden hemen sonraki ilk aylarda, anne ve çocuk bakımı devletin yükümlülüğü altına alındı. Kadının çalışma hayatına girmesi için özel düzenlemelerde yapıldı. Örneğin doğum izninin 112 güne çıkartılması, birden fazla sayıda doğum yapan kadının izin günü sayısının arttırılması, hatta isterlerse doğum izinleriyle yıllık izinlerinin birleştirilmesi, her 3 saatte bir çocuğunu emzirme hakkı gibi.

Devrim öncesi sağlık sisteminin kötü olması nedeniyle genellikle evde doğum yapmak zorunda kaldıkları için kadın ve çocuk ölümleri oranı çok yüksekti. Devrim sonrası sağlık sistemi hem düzeldiği ve hem de parasız olduğu için kadın ve çocuk ölüm oranları büyük ölçüde azaldı. Kadınların kadın sağlığına zararlı işler yapmasının önüne geçilerek maden ve kömür ocakları gibi yerlerde çalışmaları yasaklandı. Hamile ve emziriyorsanız, çalıştığınız ortam ve gece vardiyasından dolayı sağlığınız da olumsuz yönde etkileniyorsa, üzülmeyin bu da yasaklandı.

 Devrimden 6 hafta sonra çıkarılan ilk kararname ile evlilik ve boşanma işleri de dini kurumların elinden alındı. 1917 Aralık’ında medeni kanun yürürlüğe girdi. Evlilik içi ve dışı doğan çocukların her koşulda eşit haklara sahip olması için yasal düzenlemeler yapıldı. Bu arada aile içi şiddet ve evlilik içi tecavüz olayları –bizde olduğu gibi “aile içi mesele” sayılıp, “kocadır, sever de, döver de” denmeyip– Sovyet ceza yasası kapsamına alındı ve suç olarak tanımlandı. Türkiye’de ancak 2001’de kabul edilen “anlaşmalı boşanma” yasası çıkarıldı. Bu yasaya göre, iki taraf “biz boşanma kararı aldık” diye dilekçe verdiklerinde boşanma gerçekleşiyor, ancak taraflardan birinin istememesi durumunda mahkemeye gidiliyor. Bu durumda devlet “sen haklısın sen haksızsın” diye uğraşmıyor (bu zaten devletin işi değil ve olmamalı da), sadece çocukların haklarını güvence altına almayı üsleniyor ve boşanma yine gerçekleşiyor. Devrimin önemli bir ürünü, gerek ekonomik sebeple gerekse gelenek ve dini sebeplerle yapılmış evliliklerin yerine sevgiye dayalı birliktelikleri geçiren yolu açmasıdır. Bununla, evlilik içi ve evlilik dışı doğan çocuk ayrımı da tamamen ortadan kalkmıştır.

Üstelik, gerçekleşmekte olan haklarıyla kadın yeni bir dünyaya doğarken, ülkede bir iç savaş yaşanmaktadır. Ekonomik olarak da olağanüstü zor durumda olan ülkede, kimse, “şimdi kadınlarla mı uğraşacağız” dememiş ve haklar gerçekleşme yoluna girmiştir.

Dikkatinizi çekmek istiyorum; yıl 1927’dir ve İngiltere’de kadının sınırlamasız oy hakkı daha bir yıl sonra tanınacaktır. Türkiye’de günümüzde bile henüz tanınmayan tek taraflı boşanma hakkı geçerli olsa, kadın şiddete maruz kalmayacak ve öldürülmeyecektir.

1927’de yeni bir aile hukuku getiriliyor ve öncesinde halka sunuluyor. Halk bu taslağı mahallelerde, fabrikalarda, okullarda tartışıyor ve son halini verildikten sonra yürürlüğe giriyor. Bununla her iki cins için 18 yaşında evlenebilir hükmü geliyor.

Ayrıca ev köleliğinden kurtulup kadının toplumsal alanda rol üstlenme olanağına kavuşabilsin diye mahallelerde çamaşırhaneler, terzihaneler, aşevleri oluşturuluyor. Önemli olduğunu düşünüyorum. Kadınların politik ve siyasal yaşama katılmaları için birçok çalışma yapılıyor. Çarlık Rusya’sında hiçbir siyasal hakka sahip olmayan kadınlar, devrimden sonra devlette artık yönetici konumda yer alıyorlar. 1937’ye gelindiğinde, yani 10 yıl içinde, yarım milyona yakın kadın devlet yönetiminde görev alıyor. Hatta bu sayı beğenilmiyor ve artması için parti tarafından cesaretlendirme çalışmaları yürütülüyor. Bütün diğer çalışma alanlarında da kadınların yönetici kadrolara gelebilmesi için çalışmalar yoğunlaştırılıyor.

Bütün bunları yasalara geçirmek tabii ki çok önemli. Ancak değişikliklere direnç göstererek pratikte bunlara karşı mücadele eden topluluklar da olmuyor değil. Hatta kadın haklarını hayata geçirme çalışmalarını anlatan, örgütleyen 300 partili kadın öldürülüyor.

Bütün bu kazanılan haklar ve ödenen bedeller her geçen gün daha da önem kazanıyor. Çünkü, pratik bize gösterdi ki, mücadele ile kazanılmış kadın hakları, örgütlülüğün zayıflaması halinde burjuvazi tarafından hemen geri alınıyor. Yani işçi iktidarı olmadan kadın hakları güvence altında değil. Bunun nedenle, kadınlar haklarını sahiplenmeli ve her 8 Mart bir mücadele günü olarak kutlanmalıdır. Bu, biz kadınları işçi iktidarına ve kadının tam kurtuluşuna yaklaştıracaktır!