Kadın - başlık

KADIN

8 Mart, Kadınların Oy Hakkı ve Mücadele

8 Mart dünyanın bir çok yerinde kadınların hakları uğruna sürdürdüğü mücadelenin önemli bir günü. Dünyanın bir çok yerinde kadınlar şiddete, savaşa, ayrımcılığa, tacize, eşitsizliğe karşı barış, kadına yönelik şiddetin son bulması ve buna yönelik yasal yaptırımların artırılması vb. taleplerle alanlara çıktı.

Bu sene Britanya’da ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü politik bir mücadelenin kazanılmasının 100. yılına yıla denk gelmesi nedeniyle birçok etkinlik, yürüyüş, gösteri, toplantılarla gerçekleşti. Evet, bundan tam 100 yıl önce, 1918’de, Britanya’da ilk kez 30 yaş üstü kadınların oy kullanma hakkını da içeren Representation of the People Act 1918, yani Halkların Temsiliyet Yasası parlamentoda onaylandı. Sufrajet kadın hareketinin mücadelesi sonucu –başlangıçta sınırlı olarak da olsa– kazanılan kadınların oy kullanma hakkının 100. yılı vesilesiyle, bu mücadele sürecinin tarihçesi ve bu hakkının hangi bedellerle kazanıldığı ve liderlerinin hayatları yıl boyunca çeşitli etkinliklerle anlatılmaya devam edecek.

100 yıl önce kadınların oy kullanma hakkının kazanılması elbette önemli. Bu hak kolayca elde edilmedi. Talepleri uğruna ölmeyi göze alan kadınların mücadeleleri sonucu kazanıldı. Ancak sermaye emekçilerin mücadeleyle kazandıkları haklarına göz dikmiş durumda. Sermaye, sözcüsü Muhafazakar Parti aracılığıyla saldırdıkça saldırıyor. Elbette bu saldırılardan en fazla etkilenen kesimlerden biri de kadınlardır.

KESİNTİLER KADINLARI ETKİLİYOR

İsterseniz kadınlarımızın nasıl etkilendiğine bir bakalım. Unison Sendikası’nın açıklamalarına göre, çalışan kadınların ¼’i kamu sektöründe çalışıyor ve işten atmalarla ücretlerin dondurulmasından kadınların erkeklerden daha fazla etkileniyor. Bir kez daha hatırlatalım ki, kamu alanında çalışanların 7 yılı aşkındır ücretleri gerçek anlamda artmıyor. 1 milyon 100 bin kadın işsiz. Kadınlar full time, yani tam gün çalışmak istemelerine rağmen güvenceli iş bulamamaları nedeniyle esnek veya part time çalışmaya mecbur bırakılıyor. Part time çalışanların sayısı 134 binden 8.12 milyona çıkmış bulunuyor. Esnek çalışmanın bir diğer biçimi Zero hours contract, yani sıfır saat sözleşme, haftada minimum çalışma garantisi verilmeyen bir sözleşme. İşverenin ihtiyacı ne kadarsa o kadar saat çalışmak zorunda kalan, hastalık, emeklilik ve tatil hakları olmayan sıfır saat sözleşmeyle çalışan emekçiler Mayıs 2016’da 1.7, Mayıs 2017’de ise 1.4 milyon kişidir ve çalışanların %5’ini oluşturmaktadırlar. Bu çalışanların çoğu gençlerle kadınlardır.

YOKSUL DAHA YOKSUL…

Sosyal yardımlarda kesinti politikalarından en fazla etkilenen kesimi de kadınlar oluşturuyor. Child benefit, yani çocuk yardımında 2010’dan beri yüzde 10 kesintiye gidilmesi, tax credit’teki değişikliklerle dondurmalar çalışan kesim içinde en çok yalnız aileleri etkiliyor ki, yalnız ailelerin %90’unu kadınlardır.

Equalities Watchdog kuruluşu 2017’de yaptığı araştırmada, Muhafazakar Hükümet’in tax ve benefitlerde yaptığı kesinti ve değişiklikler sonucu 2022’ye kadar yoksulların gelirinin %10 azalacağını, zenginlerin gelirindeyse sadece %1 azalma olacağını belirtiyor. Aynı kurum 7 yıl içinde tasarruf politikalarından en fazla etkilenen ve kaybeden kesimlerin engelliler, yalnız anneler ve kadınlar olduğunu söylüyor. Kesintiler sonucu 2020’ye kadar yoksul ailelerin bir bölümünü oluşturan Asyalı kadınların £2247 kaybı olacakken, Siyah kadınlarda bu oran £3996. Zengin beyaz erkeğin kaybı ise sadece £410 olacak. Ayrıca Gingerbread kuruluşu, universal credit değişikliği sonucu çalışan yalnız kadınların gelirlerinde yılda £800 kayıpları olacağını belirtiyor.

Kesintiler ve saldırılar kadınların kazanılmış haklarının budanmasını da beraberinde getiriyor. Bu alanlardan biri, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede verilen servis ve olanakların kesilmesi. Şiddete uğrayan kadınlarla çalışan kuruluşlardan Women’s Aid Kasım 2017’de yaptığı açıklamada, İngiltere’de kadın sığınma evlerinin %39’unun kapanacağını, sığınma evlerinin %13’ünün ise servis verme oranlarının azalacağını ve şu anki sisteme göre günde 90 çocuk ve 94 kadının sığınma evinden geri gönderildiğini belirtiyor. Sisters Uncut kadın kampanya grubunun Aralık 2017’de yaptığı açıklamada, 2010’da Muhafazakar Parti hükümet olduğundan beri 34 sığınma evi kapandı ve her üç kadından ikisi sığınma evlerinden geri gönderiliyor. Gene Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’na göre, Hükümet’in bütçe kesintileri sonucu, İngiltere’de %75 yerel belediye domestic violence için ayrılan bütçeyi kaldırdı. Kısacası, aile içi şiddet veya kadına yönelik şiddet için ayrılan bütçelerin azaltılması veya kesilmesi, kadın sığınma evlerinin kapanmasını beraberinde getiriyor. Sadece kadın sığınma evlerinin değil, bu alanda hizmet ve yardım sunan kuruluşlarının servislerinin de azalması ve tamamen durması söz konusu. Halbuki Ulusal İstatistik Ofisi’nin açıklamasına göre, tahminen 1.2 milyon kadın geçen sene aile içi şiddete uğradı. İngiltere ve Galler’de haftada iki kadın eski partneri tarafından öldürülüyor. Hal böyleyken, bu alanda hayati derecede önemli olan servislerin ve kadın sığınma evlerinin kapatılması, aslında var olan hakların kaybedilmemesi için verilen mücadelenin önemini bir kez daha gösteriyor.

KADINLAR MÜCADELE ETMEK ZORUNDA

Elbette ki bu saldırılara karşı mücadele de devam ediyor. Tıpkı 100 yıl önce mücadeleyle oy verme hakkını kazandıkları gibi, kadınlar, var olan haklarının kaybedilmemesi için mücadele ediyorlar. Kadınlar kamu alanında işten atmalara ve %1 ücret artışına karşı mücadelede, sosyal haklardaki kesintilere, sağlık, eğitim ve konut alanındaki saldırılara karşı mücadelede aktif yer alıyorlar. Bu saldırılardan en fazla etkilenen göçmen kadınların bu mücadelede yer almaları, toplumumuzun bu ülkedeki hayata dair söylenecek sözü ve yapacağı müdahalesi olması bakımından önemli. Zira kendisi mücadele ettiğinde, kadının çocuğunu, varsa eşini ve çevresini mücadeleye katmadaki yeteneğini, etrafını harekete geçirmesindeki beceresini hepimiz biliyoruz. Öyleyse bizler de, mücadeleleriyle, ölümler pahasına tırnaklarıyla kazıyarak emekçilerin ve özel olarak kadın kardeşlerimizin kazandıkları hakları korumak zorunda olduğumuz kadar, gerçek anlamda eşit olacağımız, kimsenin kimseyi sömürmeyeceği savaşsız bir toplum için de mücadeleyi yükseltmek zorundayız.