Gündem Başlık

GÜNDEM

HUKUK HARAÇ MEZAT

Şubat’ta 149 gazeteci hapisteydi. Die Welt muhabiri Deniz Yücel siyaseten tahliye edilirken, Cumhuriyet Davası son aşamada. 25 yıl cezaya çarptırılan CHP vekili E. Berberoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin “suç değil” demesine rağmen hala hapiste. Özgür Gündem Davaları sürüyor. Kapatılan Hayat TV yöneticilerine 13,5 yıl hapis cezası istendi. Gazetecilik suç sayılıyor! Anayasa Mahkemesi gazeteci Ahmet ve Mehmet Altan’la Nazlı Ilıcak’ın tahliyesine karar verdi. Ancak alt mahkeme karara uymadı.

Tek yasadışılık bu değil. Adalet Bakanlığı yayınladığı broşürde hakimlerin tahliye kararını HSK ile istişare yaparak vermesini istedi. Bu, mahkemelerin bağımsızlığının sonu. 12 Eylül öneminde de böyleydi. Emirle karar alınırdı!

Cumhuriyet ve Hayat TV Davalarıysa hukukun üstünlüğünün sonu: Delilsiz yargılama yapılıyor. Cumhuriyet haberlerinden yargılanıyor. Hayat TV’ye yöneltilen IŞİD propagandası yaptığı iddiası ise tam komedi!

Erdoğan-AKP yönetimi yıllardır beğenmediği mahkeme kararlarını tanımadı. Örneğin Artvin Cerattepe maden ihalesi mahkeme kararına rağmen zorla uygulandı. OHAL’le ise hukuk topyekun geçersiz kılındı. Yasanın yerini KHK’ler aldı ve yargı yürütmeye bağlandı. Beğenilmeyen kararlar veren hakimler görevden alındı ya da yerleri değiştirildi. 4 binden fazla hakim ve savcı ihraç edildi. Buna karşın Yargıtay Başkanı’na göre, hukuk, ABD’de değildi, ama Türkiye’de tarafsız ve her şeyin üstünde! Bir yılda 169 bin kişi gözaltına alındı ve 50 binden çoğu tutuklandı. KHK’lerle görevden atılan memur 113 bin 440’tır. İşten atma, gözaltı ve tutuklama hala sürüyor. Suçlama “FETÖ’cülük”; ancak suçlananlar içinde Cemaat’le mücadele eden demokrat ve sosyalistler hiç de az değil. 30 güne çıkarılan gözaltı süresi, bugün 2 hafta. Amacı ancak işkenceyle açıklanabilir. Nitekim OHAL süresinde gözaltında 40’a yakın kişi şüpheli biçimde öldü, kimine intihar kimine doğal ölüm dendi.

MİLLİ İRADE DİKTATÖRE EMANET

Yargı yürütmeye bağlanmakla kalmadı; yasama, yani Meclis de işlevsizleştirildi. Yasa yerine çıkarılan 31 KHK’nin çoğu Meclis onayından geçmedi. Üstelik KHK’ler, iptal için Anayasa Mahkemesi’ne de götürülemiyor. OHAL’de karar yetkisine sahip tek “kuvvet”, yürütme! O da Erdoğan.

Oysa Meclis, ancak milletvekilleriyle Meclis’tir. Vekilsiz Meclis, boş bir binadır! Şimdi neredeyse bir binadan ibaret haldedir.

Eskiden kürsü dokunulmazlıkları olan vekiller Meclis’teki konuşmaları nedeniyle suçlanamazlardı. Şimdi konuşmalarından dolayı vekiller hakkında Meclis Başkanlığına her gün polis fezlekeleri yağıyor.

CHP’nin de katkıda bulunduğu milletvekili dokunulmazlığını kaldıran Anayasa değişikliğiyle vekiller cezaevlerine doldurulmaya başlandı. Biri CHP’li (Berberoğlu) 11 vekil hapiste. 7 vekilin ise vekilliği düşürüldü.

Sadece vekiller değil, tutuklanan tümü Kürt illerinden seçilmiş 93 belediye başkanından 68’i ve 81 belediye encümeni de hapiste ve 94 belediye İçişleri Bakanlığınca atanan tabii ki AKP’li kayyumlarla yönetiliyor. 2 de CHP’li belediye başkanı görevden alındı.

Hapisteki vekillerle belediye yöneticileri “milli irade”nin içler acısı halinin kanıtı.

ATILAN ATILANA

Darbe girişiminin ardından bir yıl içinde 169 bin kişi gözaltına alındı ve 50 bini aşkın kişi tutuklandı. Gözaltı ve tutuklamalar hala devam ediyor.

Darbe sonrası 6 ay boyunca 30 gün olan gözaltı süresi, bugün 2 hafta. Bu uzun sürenin işkenceden başka amacı olduğunu iddia etmek zor. Nitekim OHAL süresince gerek darbecilik gerek başka suçlamalarla gözaltında tutulan 40’a yakın kişi şüpheli biçimde ölmüş, kimine intihar kimine doğal ölüm denmiş, bazılarının cesedi “hainler mezarlığı”na gömülme koşuluyla ailelerine verilmiştir.

OHAL süresince KHK’lerle görevden atılan kamu görevlisi sayısı 113 bin 440’tır ve sayı giderek artmaktadır.

Suçlama “FETÖ’cülük”; ancak içlerinde AKP ile iktidar ortaklığı yaptığı dönemde Cemaat’le mücadele edenler, demokrat ve sosyalistler var. “FETÖ”nün yargıladığı gazeteci Ahmet Şık’ın da “FETÖ’cülüğü” iddia ediliyor.

LAİK DEVLET... LAİK EĞİTİM

AKP döneminde din toplumsal yaşamda aşırı ölçüde öne çıkarıldı. Bütün siyasal ve eğitsel süreçlerin dinselleştirilmesine girişildi, laiklik çoktan lafta kaldı. Artık siyasal toplantılar Allah adıyla açılıyor. Devlet işlerinin görülmesi Diyanet’in fetvalarına bağlanmaya başlandı. İstisnasız bütün okullarda dinci vakıf ve tarikatlar, MEB ve müdürlerin dayatmasıyla, katılımın zorunlu olduğu toplantılar düzenliyor. “Seçmeli” denen dini içerikli dersler, öğretmen yokluğu gibi gerekçelerle zorunlu kılınıyor. Okullarda birden fazla mescit açılıyor. Öğrenciler, ikamete göre yerleştirme yoluyla, sayıları on kat artırılan İmam Hatip lise ve ortaokullarına yönlendiriliyor.

Alevi inancı dışlanıyor, cemevleri ibadet yeri kabul edilmiyor.

Toplumsal yaşamın dinselleştirilmesi, eğitim gören çocuklar ve gençlerin yanı sıra en çok kadınları zorluyor. Aralarında diyanetten de kişilerin bulunduğu bir dizi yobaz kadını örtünmeye zorlamak ve aşağılamakla kalmayıp, şehvet duygularını, kadının şiddet görüp öldürülmesini haklı çıkaracak dizginsizlikte açıkça ifade ediyorlar: “Üç yaşında çocuk babasına...”, “asansöre kadınla erkeğin birlikte binmesi halvet durumudur”... Dincilik, ev dışında çalışan ve başını örtmeden örneğin pantolon giyen kadının tecavüze davetiye çıkardığı görüşünü yaymaktadır.

Dinciliğin kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde sahip olduğu pay tartışılmaz. Toplumsal yaşamın dinselleştirilmesi rakamlara yansımaktadır: Sadece 2017’de 409 kadın cinayete kurban gitmiş, 387 çocuk istismara uğramış, bunlardan 20’si öldürülmüştür. Tecavüze uğrayan kadın sayısının hesabı bile tutulamamıştır.

EKONOMİ BATAKTA

Ülkenin ekonomik durumu giderek bozulmaktadır. “Sıcak para” ve borçlanmaya dayalı, iç ve dış borç faiz birikimini durmadan artıran, ihracatın ithalatı karşılama oranını %67’ye (2/3’e) gerileten, gelir bölüşümü uçurumunu emeğiyle geçinen yoksullar aleyhine derinleştiren bir ekonomi politikasının geleceği yoktur. En son şeker fabrikalarının özelleştirilmesi gibi, elde kalan son devlet işletmelerinin satılıp savılmasıyla sağlanmaya çalışılan ekonominin ayakta tutulması olanaksız görünmektedir. İşsizlik azaltılamamakta, şişirilen büyüme rakamları gerçeği yansıtmamaktadır.

Resmi rakamlarla tüketici fiyat endeksi on iki aylık ortalamaya göre % 11,23 artış gerçekleşti. En yüksek artış %21’le elektrik ve gazda, ardından gıda, ulaştırma ve ev eşyalarında oluştu.

Emeğiyle geçinenler barınma, ulaştırma ve beslenme derdindeyken Forbes dünya milyarderleri listesine 2017’de 40 Türk girdi.

Seçim yasası değişiklikleri:

GİZLİ OY AÇIK SAYIM YERİNE AÇIK OY GİZLİ SAYIM

1. AKP, MHP’yle el ele, seçim ittifakını mümkün kılma adına, her türlü hileyi yasallaştırarak, seçim yasasını, sandıktan, kullanılan oyların tersi sonuç çıkmasını sağlayacak şekilde değiştiriyor.

2. Aynı binada oturan seçmenler, farklı sandıklarda oy kullanacak. Böylece komşu tanışıklığı aşılıp bilinmeyen kişilerin oy kullanması mümkün olacak.

3. Sandıklar başka bölgelere taşınabilecek. Böylece muhalif seçmenlerin oy kullanmaları engellenebileceği gibi, yerlerine başkalarına oy attırabilecek ya da atmış gösterilecek. Bu özellikle Kürt illerinde silah zoruyla uygulanacak.

4. Sandık Kurulu Başkanıyla bir asil bir yedek üye devlet memurları arasından atanarak, kurullarda iktidara bağımlı kişi çoğunluğu sağlanacak. Böylece sandıklardan istenen sonucun çıkması garantiye alınacak.

5. Sandık çevresi, eskisi gibi okul değil, sandığının konduğu oda olarak tanımlanıyor. Böylece oy kullanımı etkilenir düşüncesiyle okulun yanına yanaştırılmayan jandarma-polis, sandığın konduğu odanın kapısına kadar gelebilecek. Bir diğer değişiklik maddesiyle, jandarma-polis herhangi bir seçmenin çağrısıyla bile sandık başına kadar gelip seçime müdahale edebilecek.

6. Üzerinde sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçerli sayılacak. Böylece 2017 Nisan Referandumu’nda yasaya aykırı olarak geçerli sayılan geçersiz oyların geçerliliği yasallaştırılıp çalıntı oy kullanımı ve hile genelleşecek.

7. Seçim ittifakı yapan partilerden hangisine verildiği belirlenemeyen oylar ittifak partileri arasında paylaştırılacak. Böylelikle anayasa delinerek bazı partilere almadıkları oylar aktarılacak.

AFRİN İŞGALİ

Erdoğan-AKP Yönetimi, MHP’yi de yanına alarak, Türkiye’nin Suriye Kürtlerince taciz edildiği iddiasıyla, sürekli takviye ettiği büyük bir güçle Afrin’e girdi. Oysa Afrin’den tek bir kurşun bile atılmamıştı. Gerçekte, AKP-MHP ittifakı, tarihsel düşman saydığı Kürtlerin Suriye’deki devletleşme girişimine katlanamıyor. Ancak bundan ibaret değil. Yayılma peşinde ve eski Osmanlı topraklarının bir bölümüne yeniden el koyma fırsatı çıktığını düşünüyor. Bir de, Afrin saldırısıyla yükselecek şoven milliyetçiliğe yaslanarak ülke içinde rahatlamayı umuyor.

Erdoğan içeride ve dışarıda sıkışmışlığının farkında. Çıkış yolu Afrin’e saldırıda bulundu. Türkiye’yi ABD ve NATO’dan uzaklaştırıp yanına çekmek isteyen Rusya’dan olur alındı. İşgal başlatıldı.

Adına, “bölgenin terörden temizlenmesi” dendi. Bölgede tek bir kişi ISIS’li olmamasına rağmen “PKK/PYD-ISIS’e karşı” diye ilan edildi. Suriye’nin toprak bütünlüğüne “saygı duyuluyor”du. Ama Suriye Ordusu ile değil ÖSO ile birlikte sefere çıkıldı. İşgal edilen topraklara, Suriye değil, Türk bayrağı çekildi.

Verilen şehitler için dualar edildi. Afrinliler de Müslümandılar, ama asker-sivil demeden binlerle öldürülüp “etkisiz hale getirilmeleri” ile övünüldü.

İleride Amerikan askerlerinin de bulunduğu biline biline, devam edileceği, önce Münbiç ve ardından Fırat’ın doğusuna gidileceği ileri sürülüyor. Son haber, Mayıs’ta Irak Merkezi Hükümeti ile birlikte Kandil’e harekat düzenleneceği şeklinde.

Türkiye:

İÇERİDE VE DIŞARIDA SAVAŞ VE ADALETSİZLİK

Erdoğan-AKP Yönetimi içeride de dışarıda da sıkışık.

İçeride kuvvetler ayrılığına son verip her yetkiyi elinde toplayacağı faşist bir “tek parti-tek adam” rejimi kurmaya girişti. Milli irade diyerek milli iradeyi ayaklar altına alıp tekçi tekelci eğilimini çoktandır hayata geçiriyor. Çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran Seçimini bu nedenle saymadı ve ülke içinde açtığı savaş koşullarında gittiği 1 Kasım Seçimini zora başvurarak kazandı. O günden beri “durursam düşerim” deyip ülke içinde zoru örgütlüyor. Her şeyi yasaklıyor. Vuruyor, kırıyor, tutukluyor.

DARBEDEN DARBE ÇIKTI

15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirdi ve OHAL ilan edip “tek adam-tek parti” ürünü KHK’lerle yasakçılığı tırmandırıp “darbecilik” iddiasıyla öğretmen, gazeteci, vekil ve hakimlerle yetinmeyip twitter kullanıcısı binlerce kişiyi tutuklayarak muhalif herkese ve her şeye savaş ilan etti. Cezaevlerinde yer kalmadı. Eşitsizlik genelleşti; hak eşitliği talebi savaş nedeni sayıldı. İfade ve basın özgürlüğü iki dudak arasına alındı. Toplantı ve örgütlenme özgürlüğü vali ve polis şeflerine emanet edildi. Sadece OHAL döneminde 6 grev yasaklandı. 2017 Martı itibariyle TMSF’nin mal varlığına el koyduğu şirket sayısı 1289’u buldu.

EKONOMİ, BASKI VE SEÇİME HİLE İHTİYACI

Ancak iyi gitmeyen ekonomi kadar toplumsal muhalefete yönelik baskı ve zorbalığın ters tepme ihtimali de AKP’yi ürkütüyor. Örneğin diz boyu adaletsizlik, CHP’nin önayak olduğu Adalet Yürüyüşü ve Mitinginde milyonların ayağa kalkmasının olanaklı olduğunu gösterdi. Başta Almanya, Hollanda ve giderek ABD ile sürtüşmelerde de iç tıkanıklıklar kullanılıyor ve zor durumda kalınıyor. Üstelik ABD Zarrab Davasını yeniden açmış sıkıştırmakta, MAN Adası belgeleri AKP’yi zorlamaktaydı. Muhalefet birleşmiş olmamasına rağmen 2017 Nisan Referandumu AKP-MHP ittifakı bakımından durumun hiç de iç açıcı olmadığını ortaya koydu. 2019’da da yarıdan fazla oy lazımdı. Bu nedenle seçim yasası değiştirilerek MHP ile ittifak yasallaştırılmak şart oldu. MHP barajı geçecek, ama asıl AKP, MHP ile iktidarını sürdürecekti! Bunun için iki partinin ittifakının yetmeyeceği öngörülüp hile hurda, zorbalık ne varsa seçim yasasına konarak, iktidar garantiye alınmak istendi. Mühür gerekmeyecek, sandık istenen yere kurulacak, başına da polis dikilecekti!

ÜLKE DIŞINDA ASKERİ HAREKAT

Dışarıda da “durulursa düşülecek” yere varıldı ve Batılı müttefiklerle eski ilişkiler sürdürülemez oldu. Anti-emperyalistlik iddiasıyla büyüklük taslanıyor, ama ancak ABD ile Rusya arasında bir denge tutturularak ilerlenmeye çalışılıyor. Bir gün bir öncekinden farklı yalpalamalı siyasetler izlemekten kaçınılamıyor. Ancak çoktandır dışarıda da ancak silah kullanılarak ayakta durulmaya çalışılıyor. Önce “Fırat Kalkanı”. Şimdi de “Zeytin Dalı”. Sırada Suriye ve Irak’ın Kürt bölgelerinin olduğu ilan ediliyor! Ama içeride yüz yıldır isyan ve savaşlarla anılan Kürt bölgelerinin çoğaltılmasıyla nereye varılabilir ki?

Artan ve iktisadi ve siyasal eşitsizliğin yanında adaletsizliktir. “Dur” denmezse daha da artacak!

DİKTATÖRLÜĞE KARŞI MÜCADELE

Bunlar ne yapmak gerektiğini ortaya koymaktadır: OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptali. Tekçi faşist gidişin püskürtülmesi. Yasamanın Meclis’e devri. İçeride ve dışarıda zorbalık, savaş ve adaletsizliğin önüne geçilmesi. Hukukun üstünlüğü. Laik devlet ve eğitim. Demokrasi ve barış ve adaletin sağlanması.

Bütün bunlar için birlik ve mücadele.